24 Şubat 2008

Afyon'da esnaf ahlakı

Uzun uzadıya esnaf ahlakından bahsedecek değilim. Yani, ahilik, falan... Bunları kimse okumaz, öyle tahmin ediyorum.

Yıllar öncesi, Afyon'da yeni yeni marketlerin açıldığı bir dönemde, bir ara sokakta Sarıdere adındaki bir markete girmiştim, ikinci kattaki reyonlara bakarken, ansızın raflar üzerime devrildi. Aradaki çuvallar olmasa kafam ya da belim darbe alacaktı. Ben, toz toprak olan üzerimi temizlerken baktım iki kişi kahkahalarla gülüyor. Bunlar orada çalışan biri kız, diğeri erkek tezgahtarlardı.

Şaka yapmak için herhalde elalemin marketinde rafları devirecek değilim. Zaten o derecede şakacı biri de değilim. Şaşırdım. Bir daha o markete uğramadım. Kendi çalışanına sahip çıkmayan, onu eğitemeyen bir yerin pabucunu dama atmak bence müşteriye düşer.

Gene aynı yıllardı, yani yıllar yıllar önce, internet ve bilgisayar merakı yüzünden hiç tanımadığımız Afyon'da tabelasına bakarak, ta Bilge Bilgisayar'a kadar ulaşmışız. Kapının zilini çalarak içeri girdik. Bilgisayarlar o dönemlerde ateş pahası. İkinci el bir bilgisayar var mı diye sorduk. Varmış, bir avukat ablamızın Pentium 2'si var, yarın gelin, dendi. Gittik, abla satmaktan vazgeçmiş, öyle dendi. Elimizde 486 mı nedir, birşey söylendi. Biz bilgisayardan anlamadğımızı, bununla internete girip giremeyeceğimizi sorduk. Girersiniz, dendi. Önümüze üzeri bir hayli tozlanmış halde bir bilgisayar kondu. Ben zannediyorum ki birisi eline bezi alacak, onu silecek. Ne gezer!.. Yeni nesil satış herhalde bu olsa gerek diye düşündük. Bunu evde kuracak mısınız diye, sorduk, bilgisayarla yeni tanıştığımız söyledik. Bunun servise tabi olduğunu söylediler. Geçmiş gün bir hayli uçuk bir rakam. Dayanamayıp, pahalı değil mi deyince, sahiplerinden biri kalkıp camlı çerçeveli servis ücretini gösteren bir tabelayı gözüme soktu.Baktım, hepsi dolar hesabı.. Bizdeki bilgisayar aşkı gözümüzü kör etmiş ki, bunu da sineye çektik. Servisle(!) beraber evin yolunu tuttuk. Servis hizmeti ne diye soracaksınız, fişi prize takıp çalıştırmaktan ibaret.. Şimdiki parayla 20 YTL.

Peki bu bilgisayarla o yıllarda internete girebildiniz mi, diye soracaksınız. Evet, girebildik. O yıllarda meşhur Exir vardı, kontürlü internet. Bilgisayarda İnternet Exlorer 3.0 sanırım yüklü idi. Herhangi bir siteye girdiğiniz zaman, site yükleninceye kadar ekran pır pır eder, dururdu. Eş, dost, hısım akraba, bilen bilmeyen, İnternet Exlorer 5.0 buna yükletmelisin, dedi. Gene tabelaya bakarak, Gedik Ahmet Paşa Camisi karşısında bir bilgisayar servisi vardı sanırım, kucakladım, oraya götürdüm. Heyecanlıyım, internete girmek bilgi dağarcımı herkesten önce zenginleştirmek (!) istiyorum ya, acele ediyorum. Sanırım bir 4-5 saatlik süre sonunda bizim İnternet Exlorer 5.0 yüklenmişti.

Baktım, bir kağıda birşeyler yazıp duruyorlar, borcumuz nedir, diye sorduk, yazılan kağıdı gösterdiler. Sanırım 12-13 YTL idi, bugüne uyarlarsak. Aklım başımdan gitti, çok değil mi? diye sorduk, az önce yazılan kağıdı gösterdiler. Temizlik, bakım, v.s.. Ben böyle birşey istemediğimi, söyledim, aklımda yanlış kalmadıysa, 7,5 YTL'ye -gene günümüz parasına uyarlarsak- düşürdüler.

Bilgisayarı atmakla, satmak arasında kaldım. Eve götürüp kurduk gene de, bir gün sonra olsa gerek bilgisayar çöktü. Bir köşeye attık. Bu kullanamadığımız bilgisayara yıllar yıllar önce, hanımın bileziklerini de satarak, hatta az da borçlanarak sahip olduğumuzu söylesek, inanır mısınız?

Yıllar yılar önce, ben diyeyim, 7, siz deyin 8 yıl önce oldu bu iki olay.
Yukarıda anlattığım iki olay yıllar öncesine dayanan biri yaşlı, diğeri genç iki esnafın müşteri tarafından görünen tarafları..

Değişen bir şey var mı?
Evet, bunu ben de merak etmiyor değildim. Ocak ayında evdeki buzdolabı bozuluncaya kadar.
Gene tabelasına bakarak girdiğimiz Saraçlar Caddesi'ndeki Güvenal Ticaret'ten buzdolabı almak nasip oldu. Doğrusu içeri girip karşımda yaşlı bir amca beni karşılayınca, biraz ayağım geri geri gitmedi değil. Üstelik yazıhanesi var, üstelik iş yeri güneş görmüyor, üstelik ara yolda... Bütün bu özellikler doğruyu söylemek gerekirse beni korkutur.

Aldık buzdolabını, o gün getirebileceklerini söylediler. Getirdileler de. Baktıp, servis arabası içerisinde yana yatmış çıplak bir buzdolabı. Neredeyse 2500 YTL sayılan buzdolabının bir ambalajı bile yok. Buzdolabına bakınca, kapısında da halk tabiriyle küçük bir bere var. Teslim almadım tabii. Ertesi gün gittiğimde, ambalajsız olduğu için teslim almadığımı, buzdolabını ambalajlı olarak göndermelerini istedim. Vay, sen misin, böyle diyen. Daha nasıl göndereceklermiş, allayıp pullayıp mı gönderceklermiş.. Allah, Allah.. Yurdumuzun pek çok yerini gezdim, oralardan da alış veriş yaptım, hiç böyle birşeyle karşılaşmadım.
Sonra.. Beko'ya maille ulaştık, durumu anlattık. Sonunda ambalajlı buzdolabına kavuşmuştuk kavuşmasına ya, kampanyası olan televizyon için ise, bir hafta içinde gelir denmişti. Geldi mi peki? Evet, bir ay içerisinde televizyonumuzu da teslim aldık.
Bu da beyaz eşya cephesinde müşteri tarafından görülen kısmı..
8 yıldır Afyon'dayım. Çok arkadaşım esnafımızdan şikayet eden sözlerini işittim. Hep bunlara ben, size öyle gelmiştir, öyle demek istememiştir, olabilir adam niye bozuk malı sana versin, demiştim. Şimdi demiyorum, susuyorum.

Tabii, elbette çok değerli esnaflarımız da var. Allah, hepimizi böyle esnaflarla karşılaştırsın.
Doğrusu, alışveriş yaparken mümkün olduğunca ben büyük marketleri tercih ediyorum artık. Örneğin, Tansaş, örneğin Özdilek. Neden mi? Hiç olmazsa, bir şey olursa karşımda muhatap bulabiliyorum, geri iade edebiliyorum.

Zaman, bana göre artık esnafın aleyhine işliyor. Eski anlayışla bu iş yürümez.
Kimin aklına gelirdi dünyanın bir ucundaki Özdilek'e halk akın akın gidecek?
Üstelik minibüs parasını da cebinden ödeyecek.
Bunu bir düşünmek lazım, kimseye kızmadan, gücenmeden.

17 Şubat 2008

"Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş"

video
Kar yağışına en çok çocuklar sevindi

Dün gece yarısı başlayan kar yağışı bugün ikindiye doğru kesildi. Ancak, dün geceden itibaren çocuklar da biz de sabahı zor ettik.
Afyon demek, biraz da kar demek. Pek alışkın değiliz karsız hayata. Kar yağmalı, hem de yolları kapamalı, lapa lapa yağmalı ki çocuklar kar topu oynayabilsin, kızakla kayabilsin!.
Sabah oldu... Kar yağışı aynen devam ederken, başladık kar topu oynamaya.. Yukarıda görüntüleri var.
Sonra sıcak bir çay, yanında kurabiyeler, pencere kenarında otururken, en güzel kar şiirini Cenap Şahabettin'in yazdığını düşündüm. Elhan-ı Şita. Sanıyorum Türk Edebiyatı'nın en güzel şiirlerinden biri olsa gerek.
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
(Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,)
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
(Eşini kaybeden bir kuş gibi kar)
Gibi kar
(Gibi kar)
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
(Geçen ilkbahar günlerini arar)
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
(Ey kalplerin divane şarkısı)
Ey kebûterlerin neşideleri,
(Ey güvercinlerin şiirleri)
O baharın bu işte ferdâsı
(O baharın bu işte yarını)
Kapladı bir derin sükûta yeri
(Kapladı bir derin sessizliğe yeri)
Karlar
(Karlar)
Cenap Şahabettin

06 Şubat 2008

199 dolara bilgisayar

3-4 gün önce bilgisayarım arızalandı. Haliyle kucakladık götürdük doktoruna. 125 dolar hesap çıkarıldı. İşçilik ücreti alınmadı.
125 dolar ödeyip, saatlerce bekleyip, kredi kartını hatalı kullanımı sonucunda da iki gün git gel yaptıktan sonra insan, ülkemizde bilgisayar ve bilgisayar parçalarının ne kadar pahalı olduğu üzerine kafa patlatıyor. Bizim parça değiştirdiğimiz fiyata başka ülkelerde bilgisayar satılıyor.
Yukarıda ekran görüntüsü var. Türkiye'ye gönderiliyor mu bilmem. Ama büyük ihtimalle, bilgisayarım tekrar arızalanırsa, buradan bilgisayar almak bana hiç zor gelmeyecek.

01 Şubat 2008

Hasan Basri

Haftanın Fotoğrafı

Afyonlu Ermeni kızı Güllü'nün hikayesi

XIX. YÜZYILIN SON ÇEYREĞİNDE AFYONKARAHİSAR’DA GAYRİMÜSLİMLER,(1) isimli yayımlanmamış tarih tezini okurken ilginç bir hatıraya rastladım. Onu paylaşmak istiyorum.
Yazar, Ömer Fevzi Atabek'ten naklettiği hatıraya göre, 1894'te Afyonkarahisar'da üç Ermeni kızı Müslümanlıklarını ilan ederler. Ailelerinin, buna razı gelmemesi üzerine, bir Müslüman ailenin yanına sığınırlar. Durum, dönemin kadısına intikal eder. Kadı, durumu papaza havale ederek, kızlara dini telkinde bulunulmasını ister. Papaz dini telkinde bulunur, hatta altın vaad eder. Kızlardan ikisi din değiştirmekten vazgeçer. Bunlardan sadece biri kararından dönmez. Bu, Güllü'dür.
Güllü, Müslüman olur ve Zehra adını alır.
Önceden sevdiği, aşık olduğu öksüz büyümüş bir Türk olan Ali ile evlenir.
Afyon halkı, bunlara gösterişli bir düğün tertip eder. Bir ev ve bir dükkan hediye edilir.
İlginç olan, günün kadısının "hadi ulen bunlar Müslüman olmuş, size ne!" dememesidir.
Türk Milleti'nin engin hoşgörüsü, başka dinlere karşı saygılı oluşu, asla ırkçı olmaması, onu değiştirmemiş, geliştirmiştir.
Yoksa bu millet, asırlarca dünyaya nasıl hükmederdi?

(1) Zelkif POLAT, Yüksek Lisans Tezi,
Afyon Kocatepe Üniversitesi, 2005

Google
 

İletişim

İsminiz :
Mail :
Konu :
Mesajınız :
Image (case-sensitive):