29 Nisan 2008

Gökkuşağı


Bugün akşama doğru yağan yağmur sonrası oluşan gökkuşağını fotoğrafladık. Gökkuşağının renkleri; kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, turkuaz, mavi ve mordur.

Nisan'a yakışan bir şekilde yağan yağmur ve sonrasında oluşan bir gökkuşağı...

24 Nisan 2008

Karahisar Kalesi

cikis
Geçenlerde Ankara ve İstanbul'dan gelen akrabalarımla beraber ilimizin meşhur Karahisar Kalesi'ne çıkmıştık.

inis


Karahisar Kalesi'nde Türk Bayrağı
Yorucu bir tırmanıştan sonra en tepeye ulaştığımızda, Türk bayrağının dalgalanışı beni duygulandırmıştı.

Malazgirt Savaşı'dan sonra XI yüzyılda Selçuklular buraya yerleşmiş ve burada yaşayan Türk boyları buraya Karahisar adı vermişler.

tepeden

gun batimi
Karahisar Kalesi'nden gün batımı...

Karahisar Kalesi'yle ilgili en popüler efsane ise şu:

Evlenmek isteyen kızların iyi bir kısmet diledikleri, kısmeti bağlı olanların kısmetlerinin açıldıkları yer olmuştur. İnanışa göre, taliplisi çıkmayan yada evlenme zamanı gelmiş kızlar yanlarında yaşlı bir kadınla birlikte Cuma günü Karahisar Kalesine giderken yanlarına birde asma kilit alırlar, kilit kaleye çıkılmadan önce kilitlenir. Kaleye çıkıldıktan sonra, yaşlı kadın kaleye çıkılmadan önce kilitlenmiş olan kilidi kızların başlarında açarak, inanışa göre bahtlarını açar. Daha sonra kızlar Kız Kulesi’nden

Bahtım bahtım
Altın tahtım
Evlenecek vaktım

Diyerek kaleden şehre doğru bağırırlar. İnanılan odur ki tahminen bir hafta sonra bu kızlara hayırlı birer nasip çıkar ve nişanlanırlar.

Bu gelenek, Hıdrellez’de daha çok ilgi görmekte ve Hıdrellez sabahı erken saatlerde kaleye çıkan kızlar, Kız Kulesi’nden dileklerini bağırmaktadırlar. Kimi zaman kadınların ya da erkeklerinde Kız Kulesi’nden;

Çocuğum olacak vaktım
Okulu bitirecek vaktım

gibi dileklerde bulundukları da gözlenmektedir.

Kaledeki Kız Kulesi’nin yanındaki büyük bir oyuğun içine yatan kadınlar çeşitli dileklerde bulunurlar.

Kalenin kapısının kemerinde bulunan bir oyuğa, bir dilek tutulup 3 taş atılmaktadır. Eğer taşların 3’üde oyuğa girerse dileğin yerine geleceğine inanılmaktadır.

23 Nisan 2008

Sokaklar

sokak1

Zaman zaman sokak resimlerine de yer vermek istiyorum. Sanırım en kolay yöntem belli başlı tanınmış sokakların fotoğrafları olabilirdi. Ben de tam tersini düşünerek tanınmamış, kimsenin pek fazla önemsemediği sokakları tercih ettim.

Mahalle kültürünün devam ettiği ender yerler buraları.

sokak
Sakin, sessiz ve kimsesiz...

22 Nisan 2008

Kaldırımlar


"Kaldırımlar"
, Necip Fazıl'ın meşhur şiirlerinden biriydi. Bugün akşam yürüyüşe çıktığımda birden aklıma geldi. Her gün yürüdüğüm kaldırımın hatırı kalmasın onu da blogumuza ekleyelim istedim.

Bizim kaldırımın fotoğrafıdır bu. Üzerinde kah neşeli, kah hüzünlü yürüdüğümüz kaldırımlar...

Bugüne dair çıkından çıkan budur ey okuyucu.


21 Nisan 2008

İki fotoğrafın anlattıları


Çarpık kentleşme falan filan bırakalım bir kenara şunu kabul edelim ki köyleşiyoruz artık. Hâlâ cadde kenarında kaymak satmak için uğraşanlar var. Bunlar için halbuki yer de yapılmıştı.

Sorun hem 'şehirleşme' hem de 'şehirlileşme'..

Birkaç gün öncesi maganda kurşunuyla bir vatandaşımız daha öldü.

Gittikçe gelir dağılımındaki adaletsizlik büyüyor. İşsizlik derseniz daha da vahim. Gençler, bırakın kahvehaneleri artık sürüler halinde mahalle aralarında dolaşıyor.

Önlem alınmazsa, bu gençleri oyalayacak mekânlar olmazsa, sorun olarak karşımıza daha vahim olaylarla çıkacaklardır mutlaka. Çevre mahallelerin duvar yazılarını okuyun.


Arada bir mahalle, sokak demeden sessiz sedasız gezmek gerekiyor. Ama Yeşil Yol'da değil, Ordu Caddesi'nde değil.. Eşrefpaşa, Fatih, Çavuşbaş taraflarını...

Birkaç ay öncesine ait iki fotoğrafı da ekliyorum. Türkiye'nin en çabuk köyleşen şehri olmak için hızla ilerliyoruz.

13 Nisan 2008

Pazar (yeri) meselesi


Dün yeni kurulan pazar yerine gitme imkanım olmadı. Doğrusu son bir aydır gündeme oturan mesele hakkında fazla bir bilgim de yok. Eski pazar yeri, yani yıkılan pazar yeri bana yakındı. Yeni taşınan yer bana bir hayli uzak. Olan oldu artık. Herkes kendi işine bakmalı.

Yenisi veya eskisi tartışıldı durdu ama artık bir dönem de kapanmış oldu.


Bugün eski pazar yerindeydim. Fotoğrafladım oraları. Bakalım bu yıkılan yer ne olacak? Üzerine büyük gökdelenler mi dikilecek? Yoksa Afyon'un ihtiyacı olan bir park yeri mi? "Park"tan kastım araba park yeri değil elbette. Metale, demire verilen değer biraz da insanlara verilmeli diye düşünüyorum.


Video Bloggers - Olympic Torch Relay / Run (San Francisco)

2008 Pekin Olimpiyat Oyunları öncesinde dünya turunu sürdüren Olimpiyat meşalesi, ABD'nin San Francisco kentinde, Çin karşıtı Tibetliler tarafından protesto edilmişti.

Ne var bunda diyeceksiniz, bu Çinliler her yerde bir cinlik yapar. Mesele o değil.

Fotoğrafa dikkatle bakarsanız, protesto anının ilk olarak Video Bloggerlar tarafından canlı olarak internete verilişini görüyorsunuz.

Yani bloggerlar her yerde...

Fotoğrafların devamına bakmak isterseniz buyrun.

12 Nisan 2008

Bugünün fotoğrafları


Afyon bugün cıvıl cıvıldı. Havanın güzel olması insanların sokağa dökmüştü sanki.

Bugün iki şey dikkatimi çekti. Ambaryolu'nda yeni açılan giyim mağazasının açılışında palyaçoların gösterisi vardı, Yeşilyol'un girişinde açılan bir köftecinin açılışında da palyaçolar vardı. Giyim mağazasının açılışında yabancı müzik, köftecinin açılışında Kur'an-ı Kerim okunuyordu.

Evet, burası Afyon!


Biz de konuyla hiçbir alakası olmayan bugün çekilmiş iki taze fotoğrafı blogumuza ekleyelim.

06 Nisan 2008

"Karmakarışık" bir tiyatro oyunu

Sanat ne yana düşer usta


İlimizde "sanatsal" faaliyetlerin olmadığından yakınırız. Üniversite kenti olmakla övünürüz; düne kadar sineması bile olmayan bir şehirdi. Şimdi iki tane sineması var, tabii kimse gitmesin diye şehrin dışında! (Ne demek istediğimi anlamış olmalısınız).


Afyonkarahisar Belediyesi Şehir Tiyatrosu, programlı oyunlarından olan "Karmakarışık"ı seyretme imkânım olmadı. Vakit bulursam seyretmeliyim diye düşünüyorum.


"Karmakarışık" oyununu seyretmeye giden bir akrabam anlattı, birinci bölümünü beğendiğini, ancak ikinci bölümde biraz hayal kırıklığına uğradığını söyledi. Yani, ikinci bölümün çocuklarla beraber seyredilemeyeceğini, ifade etti.

Tiyatro eleştirmeni değilim. Topu topu hayatımda üç- dört defa profosyonel tiyatrocuların oynadığı oyunları seyretmişliğim var.

Oda Tiyatrosu/Kız Doğdu

Yıllar öncesi Ankara'da Oda Tiyatrosu'da bir oyun seyretmiştim. "Kız Doğdu" isimli bu oyunda koskoca salonda 20-25 kişiydik. Arada, oyunculardan biri ön koltukta oturanların yanına gelmişti. Onlar niye seyircinin az olduğunu sormuşlardı. Oyuncu şu cevabı vermişti; 'yazar genç, teşvik olsun diye oyunu seçildi; tanınmıyor' demişti. Bu oyundan aklımda pek bir şey kalmadı. Hatırladığım tek şey ise oyundaki müstehcen diyalogların nasıl olup devletin tiyatrosunda dile getirildiğidir.

Nejat Uygur

Bir başka zaman ise, yine Ankara'da Nejat Uygur'un bir oyununa gitmiştim. Bende şans yoktur, böyle durumlarda bilet en arkalar için verilir, bu da bana düşer ya da elektrikler kesilir. Nejat Uygur'un oyununda da böyle olmuştu. Biletimiz en arka taraflar içindi. Bereket, sahneyi görebiliyordum. Bir anons sesi duyuldu. Anonsta, "Nejat Uygur'un rahatsızlandığı, sesinin kısıldığı, bu nedenle hastaneye kaldırıldığı..." ilan edildi. Dedim ya, bizim şans bu ama, anonsu yapan sesi sanki tanır gibiydim. Az sonra aynı ses, kahkahalarla gülerek "şaka yaptığını" söyleyiverdi. Bu, Nejat Uygur'du. Yapacağını yapmıştı gene. Az sonra oyun başladı. Biz de kahkahaları patlattık arka arkaya...

Tarık Buğra ve "Ayakta Durmak İstiyorum"

Bugüne kadar seyrettiklerim arasında beğendiğim tiyatro oyunlarının başında Tarık Buğra'nın "Ayakta Durmak İstiyorum" oyunudur. Benim de mezunu olduğum KTÜ öğrencilerinin sergilediği bu oyun, çok hoşuma gitmişti. Öğrencilerdeki cesarete hayran kalmıştım. Tarık Buğra zor bir yazardır. "Ayakta Durmak İstiyorum" da sahneye konması zor, meşakkatli bir eserdir. O yüzden hem bu oyunu, hem de cesaretlerinden dolayı o yıllardaki öğrenci abi ve ablalarımı unutamam.

05 Nisan 2008

Pazar ola, file dola...


On gündür pazarcı esnafının pazar yerinin yerinin değiştirilmesine tepkisi sonucu, pazar kurulamıyordu. Sanırım bu durum kısmi de olsa sonuçlandı.

Artık semt pazarları kuruluyor. Büyük pazar yeri fuar alanına taşındı. Fuar alanındaki durum nasıl bilmiyorum. Orası bir hayli uzak, o yüzden gitmedim.

Bugün çarşıyı dolaşırken marketlerin manavlara dönüştüğünü gördüm. Pazar yerinin uzaklığı onlara yaramış gibiydi. Hatta, Sandıklı'dan sebze ve meyva getirdiklerini duydum. Afyon, son on gündür belki de Türkiye'nin en pahalı sebze ve meyvalarını satın almak zorunda kaldı.


Bu kime yaradı belli değil. Antalya'ya yakın şehirlerden biriyiz, yol kavşağındayız v.s diye övünürüz. Ama birbirimizle bir türlü anlaşamayız.

Bakalım sonuç ne olacak. Kaybedenin Afyonkarahisar olduğunu unutmayalım.

04 Nisan 2008

Cem Yılmaz Afyon'da madeni buldu

Cem Yılmaz, Sandıklı'da... (*)

Arog filminin devamı çekimleri Afyon'da yapılıyor. Bu nedenle Afyon'a sık sık gelen Cem Yılmaz, vatandaşlarımızdan yoğun ilgi görüyor.

Geçenlerde Afyon'dan Antalya'ya giderken Sandıklı ilçemizde arabasının lastiği patlayan Cem Yılmaz, burada mola vererek yemek yemiş ve ilçeyi dolaşmış.

Cem Yılmaz biraz daha Afyon ve çevresini dolaşacak olursa filmleri için daha değişik mekanlar bulmuş olacak.

Cem Yılmaz'ın ilimizde film çekmesi elbette hepimizin yüzünü güldürdü. En azından son zamanlarda iyice imajı zedelenen Afyon'a da moral vermiş oldu.

(*) Fotoğraf, Sandıklı Belediyesi web sitesinden alınmıştır.

02 Nisan 2008

Baba beni dershaneye gönder


Kızım, ilköğretim 5. sınıfa gidiyor. Bunun anlamı şu: Artık dershaneye gitme vakti geldi, hattâ geçiyor bile. Afyon'da ise dershane sayısında bir artış var. Hattâ, daha da açılsa yeridir. Ders kitapları yerine örnek testler çocuklara verilse çok daha iyi olur. Hattâ ve hattâ, okulları kapatıp çocukları dershaneye gönderelim.

Kızım kitaplığımızdan yukarıdaki fotoğrafı çekmiş. Farkında olmadan bizim yüzlerce kelimeyle anlatamadığımızı o tek bir fotoğrafla anlatmış. Önde oyuncaklar, arkada ise test kitapları.

Evimizdeki kitaplığın bir kısmını test kitaplarına ayırdık. Masal ve hikaye kitabından çok burada test kitapları var.

Çevremden duyuyorum, günde 100 soru çözmeyen çocuğu çocuktan saymıyorlar artık.


Sonra da bilgisayarın karşısına geçmiş bir de kendi fotoğrafını çekmiş.

İlk Blogger Müzesi


Frankfurt'taki Kommunikation isimli bir müzede dünyanın ilk bloggerlarına ait tabletler bulunuyor.

İlk bloggerların yazılarını yazmak için bir hayli uğraştıkları anlaşılıyor.



Beş on yıl sonra ise yukarıdaki blogger amcanın ne zorluklar çektiğini anlatmaya çabalayacağız anlaşılan...

01 Nisan 2008

Objektife takılanlar


Flickr tutkunu olduğum sitelerden bir tanesi. Gezerken yukarıdaki fotoğrafa rastladım. İstanbul'u gezen bir turistin objektifinden esnafımız...

Hani 'haftanın fotoğrafları' diye bir bölüm vardır ya, işte bu kategoriye en uygun bulduğum fotoğraflardan birisi bu.

Herkesin dünyaya bakış açısı farklıdır. Bu, bazen fotoğraflara da yansır.

Google
 

İletişim

İsminiz :
Mail :
Konu :
Mesajınız :
Image (case-sensitive):