31 Temmuz 2008

Dizüstü bilgisayarlar daha da ucuzlayacak!

Masaüstü bilgisayardan kurtulma "hikâyesi"

Evdeki masaüstü bilgisayardan kurtulmak gerektiğine inandığımdan mıdır yoksa dizüstü bilgisayarların sihrine kapıldığımdan mı tam bilmiyorum, bir dizüstü bilgisayar almaya karar vermiştim. Geçen hafta gittiğim İstanbul'da Doğubank, Teknosa ve Kadıköy'deki mağazaları dolaşmıştım. Hattâ İstanbul'a gitmeden önce alacağım bilgisayar kafamda şekillenmeye bile başlamıştı. Eee PC 900 modelini alacaktım Asus'un.

İnterneteki yorumlar, kullanıcı deneyimleri beni küçük, hafif ve pil ömrü uzun olan Asus'un Eee PC 900'ünde kalmam gerektiğini söylüyordu. Bir süre sonra internete artık sokakta, kapımızın eşiğinde bile girebileceğiz. O yüzden, yanımızda taşımaya elverişli modellere bakmak gerektiğini biliyordum.

Satıcılar, sizin beğendiğinizi değil, satamadıkları modeller üzerinde sizi ikna etmeye çabalıyorlar. Bu modli ne yapacamsın, bir üst modeli verelim, yahut o satılmıyor elimizde kalmış ama bu daha iyi gibi...

Neticede bir dizüstü bilgisayar almak için bir süre daha beklemek gerektiğini anladım. Usus'un, yeni piyasaya süreceği, Eee PC'lerin 1000 ve 1000 H modellerinin pil ömrünün 7-7,5 saat kadar olacağı söyleniyor. Elbetteki, bu ve diğer donanımların uzun süreli kullanımlar için ideal olacağı. Bilgisayar firmaları arasındaki rekabet de elbette tüketiciye mutlaka yansıyacaktır. Eee PC'nin çıkmasıyla, diğer firmalarda benzeri üretimlerle piyasaya girdiler.

Afyon'da durum nasıl?

Afyon'daki durum ise fena değil. Bilgisayar neredeyse ucuza alınabilir diye düşünülen İstanbul'la aynı. İstanbul'dan döndükten sonra uğradığım Gold Bilgisayar'da Eee PC'nin 900 modelini görünce şaşırdım doğrusu. Bu model İstanbul'daki çoğu mağazada bile bulunmuyor. Asus'un yeni modelinin piyasaya çıkmasını beklediğimden bunu almadım.

Evet, dizüstü bilgisayar almak için henüz erken. Firmalar fiyatları biraz daha aşağı çekecekler muhakkak, çünkü okullar açılacak, yeni kampanyalar başlayacak. En azından öyle ümit edelim.

29 Temmuz 2008

Demirden yollar

Çarşamba günü Pamukkale Expresi'ne İstanbul'a gitmek için bindiğimizde gece yarısıydı. Devlet Demir Yolları'nda birşeylerin değiştiğini, işlerin artık yolunda gittiğini düşünürüm. Vatandaşın hızlı tren beklentisinin olmadığını da bilenlerdenim. Vatandaş, saatinde kalkan bir tren, görevlilerden nezaket, trende de rahatlık bekliyor.

Görevliler eskilere nazaran daha sabırlı ve anlayışlılar. Trenler ise, eskiye göre denilebilir ki çağ atlamış.

Ancak, bizdeki şans mıdır nedir, o gün trenin rötor yapacağı tuttu, hattâ bir arada arızalandı. Yollarda bakım varmış. Denizli-Afyon arası artık kapalı, bakımda...

Buradaki resimleri de yolda kaldığımızda çekmiştim.

22 Temmuz 2008

KAYMAKLI EKMEK KADAYIFI, PATLICAN BÖREĞİ ve KUZU KEBAP

Geçtiğimiz yıl ilimizde de çekim yapan Lezzet Durakları, Afyonkarahisar'ın damak lezzetlerini de ekranlara taşımıştı. Çok güzel tarihî evler eşliğinde, ilimizin tanıtımına katkıda bulunmuşlardı.

Patlıcan böreğinden, ekmek kadayıfına ve Aşcı Bacaksız merhumun kuzu kebabına kadar burada tanıtılmıştı.

Bu proğramı seyredemeyenler ve ilimizin meşhur yemeklerini merak edenler, CNN Türk'ün internet sitesinden yani şuradan seyredebilir.

Rekabet iyidir

Bir süre önce yeni minibüslerin faaliyete geçmesiyle rekabet arttı, rekabetle beraber de minibüs fiyatlarında gerileme oldu. Bu, öğrenci ve vatandaşlara yaradı.


Yeni minibüslerin faaliyete geçtiği gün denemek amacıyla birine binmek nasip oldu. Yeni minibüsler temiz ve ferah... Umarız böyle devam eder.

Ancak, her rekabetin bir sonu vardır elbette. Hani derler ya, acısı sonra çıkar diye. İnşallah vatandaş bu işten zararlı çıkmaz. Rekabet, sadece fiyatları indirmekle olmaz sanırım. Müşteriye iyi davranmak, vatandaş minibüse daha binmeden yürümemek, fazla yolcu almamak... Siz daha da çoğaltabilirsiniz.

Bir örnek verelim. Ankara'da yanlışlıkla bindiğimiz bir minibüs şöförü, hem paramızı geri vermişti, hem de bizi o yöne gidecek minibüse bedava aktarmıştı. Benzeri bir olay da İstanbul'da başımıza gelmişti.

Ne demek istediğimizi anlamışsınızdır diye tahmin ediyorum.

16 Temmuz 2008

Turkish Newspaper

Gazeteler
"Turkish Newspaper", Afyonkarahisar, Kurtuluş Caddesi

Hep söylenir durur gazete okumuyoruz. Japonya'da şu kadar kişiye bu kadar gazete düşüyor filan diye. O küçücük boylarıyla Japonlar dünyada en çok gazete okuyan millet olarak söylenir.

Bizim ülkemiz ise en az gazete okuyanlar arasında yer alır nedense. Bunun sebebi acaba ülkemizin gerçek gündeminden uzak olmalarından olabilir mi?

Ya da vatandaşın ülke gündeminden uzak oluşuna bağlayabilir miyiz?

Çıkın işin içinden çıkabilirseniz.

Ülkemizdeki gazete okuma oranlarıyla ilgili araştırma yapılmış okumak isterseniz, buyrun.

09 Temmuz 2008

Şu Linux'un yaptığına bakın...

Eski bir Linux kullanıcısı sayılırım artık, ikinci sene dolmak üzere. Bütün Linux kullanıcılarında olduğu gibi, Linux'a geliştiricilerine ben de hayranım. Hiçbir kazanç ummadan gönülden bağlılar bu işe. Son iki yılda neler yaşadım anlatayım istiyorum. Ama, ilk olarak bir hafta öncesine dönelim.

Linux kullananlar bilir. Bir Linux kullanıcısının bilgisayarında birden fazla Linux kuruludur, kurulmalıdır. Âdetâ bir kanun gibidir. Dahası ayıptır, onca denenecek Linux markası varken, siz tutun bir tane Linux'la yetinin, olacak şey değildir. İşte ben de buna aldandım. Hâlbuki bilgisayarımda iki tane Linux kurulu idi.

Yoldan geçerken gazete bayiindeki dergilere takıldı gözüm, tabii ne gördüğümü tahmin etmişsinizdir. Bilgisayar dergisinin birinde Linux yazıyordu. Geri dönüp dergiyi inceledim. İki ayrı Linux veriyor. Biri Pardus, diğeri PcLinuxOs. Bunları görür de durur mu insan! Dergiyi aldık hemen. Dergi okunduktan sonra bir gün masamın üzerinde öyle durdu. Linux'ları kurmak için içim gidiyor. Dayanamadım ertesi gün... Üç-dört gündür uğraşıyorum, bilgisayardaki Linux'lar uçtuğu gibi, yeni Linux'lardan da bir performans elde edemedim. Bilgisayar elimde kalacaktı az daha. İlk Linux deneyimini sanırım Knoppix ya da Gelecek Linux'la denemiştim. Tam bir fiyaskoydu. Bu, ayrı bir hikâye... Bunlar geldi aklıma.

Sonunda Pardus'u kurdum. Şimdi onda bunları yazıyorum. Pardus 2008, eskisi daha mı iyiydi diye düşünüyorum. İçinde Twitux'u aradım, yok. Başka programlar onlar da yok. Bir yıl sürekli Ubuntu kullandığımdan olsa gerek Ubuntu'ya alışmışım. Meğer ne rahatmış Ubuntu! Bütün kodekler filân yüklenmiş, fırtına gibiydi. Pardus, evet Pardus'u seviyorum. Pardus Tübitak'ın üzerinde çalıştığı bir marka. Ama çok geç kaldık bu tür çalışmalarda. Neyse...

Şimdi KTorrent marifetiyle Kubuntu'nun son sürümünü indiriyorum. Lâf aramızda, Windows kullanırken bu torrent lafını bile duymamıştım.

Linux kullanmak bir ayrıcalık mı? Bence, evet! Linux kullanmak için kurulum ekranındaki heyecana tâlip olmanız gerekiyor. Kurulum sırasında kimbilir kimlerin bunlara zaman harcadığını düşünüyor, onların da kimbilir bizler gibi kimlerin Linux kurduğunu gördükçe, duydukça nasıl sevindiklerini düşünüyorsunuz. Youtube kapanmadan önce seyretmiştim sanırım, bir Uzakdoğu ülkesindeki bir grup Linux sever, sırayla bilgisayar başında harıl harıl çalışıyorlardı, yorulan diğer arkadaşına bilgisayarı devrediyor, sonra yerde hasırın üzerine kıvrılıp yatıyordu. Hakikaten bu beni etkilemişti.

Linux hiç beni yarı yolda bırakmadı. İnternet bağlantım kesilmedi ve bana hep güven ve rahatlık hissettirdi.

Bütün dünyadaki Linux'a gönül verenlere buradan selâm olsun. İlk bilgisayar sertifikasını geçen hafta alan benim gibi bilgisayar cahilleri bile Linux kurup, kullanabiliyorsa, siz ne duruyorsunuz, Linux'u denesenize!

Denemek isterseniz bazı Linux sitesi adresleri:

http://distrowatch.com (En çok hangi Linux indiriliyor, bu siteden bakabilirsiniz.)
www.linuxnet.com.tr (Yardım forumu)
www.pardus.org.tr (Milli işletim sistemimizin internet adresi).
www.enixma.org (İnternet üzerinde bulabileceğiniz en iyi kaynak, Linux'a dâir...)

02 Temmuz 2008

Onlar ve Biz

Bir satır yazı, bir fotoğraf, otuz saniyelik bir görüntü, hayatınızı kaydırabilir. Nerede? Bizim ülkemizde. Hani tartışmaya niyetim yok! Ülkemiz iyice birbirimizle zıtlaştığımız arenalar hâline gelmeye başladı. Bilek güreşi yapılıyor ama, kim kiminle güreşiyor, kurallara uyan var mı o da belli değil. Sakin bir günümüz yok. O yüzden dünyadan da haberimiz yok.

İngiltere, tuzluktaki delik sayısının azaltılırsa, daha sağlıklı olacağız gibi tartışmaları yaşıyormuş. İsveç, anasınıfında yapılan bir doğum günü partisine çağrılmayan çocuğun durumuyla kaynıyormuş.

Bizde hergün trafik kazası, cinayet, yolsuzluk haberleri... Alışmışız artık bu haberlere bizleri etkilemiyor bile. İnsanlığımızı mı kaybettik. Kendimizden iyice uzaklaştık mı? N'oldu bize?

Bu ülkede bir zamanlar, bir ucundan diğer ucuna burnunuz bile kanamadan yolculuk yapabilirdiniz. Üstelik hiç para bile ödemeden üç güne kadar hanlarda misafir edilir, karnınızı doyurabilirdiniz. Şimdi gece saat 22.30'dan sonra insanlar sokağa çıkmıyor artık. Sokaklara kimin hâkim olduğu belli değil. Hepimiz kaygılıyız, tedirginiz. Yarın ne olacak? Hepimiz elektriğe gelen zammı unuttuk. Ekmek epeydir zamlı zaten. Memur aldığıyla ancak karnını doyurabiliyor. Yarından emîn değil. İşçi de öyle. Köylü, ekini tarlada kaldı ve borçlu.

Başkalarının bizim aramızı bozmak için gayret göstermesine gerek yok. Zaten biz komşuluğu unutmuşuz, büyüğe saygıyı kaybetmişiz. Sinirlerimize hâkim olamıyoruz artık.

Galiba suçu başka yerlerde aramak yerine kendimizde arasak, çözüm yolunu kendi kendimize bulsak, ne iyi olurdu. Ben herşeye rağmen iyimserim. Mutlaka bir çıkar yol bulacağız.

01 Temmuz 2008

İlk atom mühendisimiz

Ahmet Yüksel Özemre ismini çoğu kişi bilmez sanırım. Ülkemizinde ender yetişen bilim adamlarımızdan. 35'ten fazla esere imza atmış, sayısız konferansda konuşmuş, kimbilir hangi dergilerde yazılar yazmış bir bilim adamını kaybettik.

Üsküdar hakkında yazdıkları, manevî olana ilgisi belki onun tanınmasına engel olmuş olabilir. Zaten ülke olarak bilim adamlarımızı ne kadar tanıyoruz ki?.

25 Haziran 2008 Çarşamba günü vefat eden Özemre, yeri doldurulamayacak bir bilim adamıydı.

İyi insanlar bir bir aramızdan ayrılıyor. Dilâver Cebeci, Cengiz Aytmatov ve A. Yüksel Özemre.

Türkiye kendi kendine oluşturduğu gündemlerle meşgul olurken, bilim adamları ve yazarlar da bizleri tek tek terkediyor artık.

Google
 

İletişim

İsminiz :
Mail :
Konu :
Mesajınız :
Image (case-sensitive):