30 Eylül 2008

Bayramınız kutlu olsun!

Mübarek Ramazan Bayramı'nızı tebrik ederiz.

24 Eylül 2008

Kendinize bir iyilik yapın

İnternet sitelerinden Usame'nin virüsünün de çıktığını okuyunca şaşırmadım. Adamın kendisi nerede kimbilir, ama adına yapılanlar özellikle İslâm dünyasının başını ağrıtıyor.

Şimdilerde ise virüsü bilgisayar kullanıcılarını tehdit ediyor. Bilgisayar dünyasına yön verenler virüslerle de nasıl başa çıkacağımızı bize anlatmalılar, diye düşünüyorum. Aslında anlatıyorlar da. Lisanslı virüs programları kullanmak, bilmediğiniz kişileri listenize eklememek, filan. Yeterli mi? Elbette değil. Kaç kullanıca lisanslı program kullanır? Bunun oranının az olduğu belli. Kullandığınız programlar genellikle bilgisayar dergilerinin verdiği cd'lerden çıkan demo programcıklar.

Bilgisayar kullanmak, özellikle internetli bilgisayarlar hep tehdit altında bu yüzden. Ne zaman, nasıl karşımıza çıkacağı belli olmayan virüslerle başa çıkmak herkesin harcı değil. Kullanıcılar da bu konuda eğitimli değil. Sonuçta bilen de, bilmeyen de formatın dayanılmazlığına kendini kaptırıyor.

Aslında kolay bir yöntem var. İşletim sitemini değiştirmek! Linux'a geçmek!

Bugünlerde bilgisayarınıza bir iyilik yapın, hiç olmazsa Linux nedir diye internette bir arama yapın. Binlerce kullanıma hazır program sizi bekliyor olacak. Mavi ekran görmeyeceksiniz. Tekrar tekrar bilgisayarınızı açıp kapama derdinden kurtulacaksınız.

Kendinize de böylece iyilik yapmış olacaksınız. Moraliniz bozulmayacak, işlerinize daha çok zaman ayıracaksınız.

Kara Kedi

İşi gücü bıraktık kedi avına çıktık sanacak millet. Halbuki yok öyle birşey. Ramazan dolayısıyla kapalı değiliz ama işleri biraz kevşek tutuyoruz.

Herkesin önüne çıkmaz bu kara kedi. Bugün şans bizim yüzümüze güldü. Ona bir ağaç gövdesinde rastladık geçerken. Kaçar mı diye baktık, kaçmıyor. "Pist" filan dedik, duymuyor. Çaresiz 'Ramazan dolayısıyla' yük oluyor diye yanımıza almadığımız fotoğraf makinamızı her nasılsa bugün yanımıza almışız, çıkarttık. Fotoğrafladık. Gülümsedik.


Akşam iftarda içip sabah karnımızı ağrıtan arsenikli suyu bile unuttuk. Kendi hâlimize güldük.

Hasılı gündemimizi bugün kara kedi belirledi.

17 Eylül 2008

Sahipler Sultan Türbesi

Geçenlerde geçerken dikkatimi çekti. Mahalle arasında bir türbe. Selçuklular döneminden kalma. Selçukluların Anadolu'un Türkleşmesine geçen emekleri saymakla bitmez. Halkın manevî değerlerini yüceltmişler. Mimarî yapılara bakılırsa geleceği de görmüşler. Gün gelir bu millet ne yaptığını bilmezse buralardan bari geçmişe dâir iz bulsunlar istemişler.


Selçuklu devlet adamlarından Sahip Ata Fahrettin Ali'nin soyundan geldiğine inanılan 15 kişinin sandukalı mezarı yer alıyor burada. Hattâ buradaki insanlara halkın öyle bir hürmeti varmış ki bunlara Sahabeler Sultan da dediklerini kaynaklar yazıyor ama ben kimseden böyle birşey duymadım. Gezip görmek isterseniz Yoncaaltı Camii arka sokağında.


Dinimize göre türbelerden medet ummak doğru değil, bunu da hâtırlatalım. Ancak bu tür mekânlarda Anadolu'nun Türkleşmesine vesile olan insanların bulunduğu da bir gerçek.

14 Eylül 2008

Çarşı pazar dolaşmak

Ramazan dolayısıyla çarşı pazar dolaşmak keyiften artık. Ama bir tavsiye, oruçluyken dolaşmak için cüzdanınızın şişkin olması gerekir. Durduk yerde gereksiz pekçok şey alabilirsiniz.

Yukarıdaki fotoğraf yıkılan eski Sebze ve Meyva Hali'nin önü. Burada köy ekmeği, yoğurt ve peynir de satılıyor.

Hattâ keklik, tavşan ve civciv de alabilirsiniz. Güvercin arıyorsanız gene burada kime sorsanız Güvercinciler Kahvehanesi'ni size gösterir.

Aşağıdaki fotoğraf ise yeni açılan Fuar Pazar Yeri. Gitmek biraz zahmetli olsa da Ramazan'da vakit geçirmek için ideal bir yer.

Fuar Pazar Yeri

12 Eylül 2008

12 Eylül

12 Eylül 1980 sabahı okula gitmek için mi kalkmıştım yoksa yaz tatili devam ediyor muydu tam hâtırlamıyorum. Sebebini bilmiyorum ama evdeki radyoyu açmıştım, 'mehter marşları' çalıyordu ve ara ara 'ordunun yönetime el koyduğu' söyleniyordu. Bizimkilere söyledim. Zaten bu bekleniyordu ki bizimkilerin biraz 'oh' çektiğini hâtırlıyorum, gene de bir tedirginlik vardı.

Çocuk (!) 'ihtilal'den ne anlar. Küçük bir ilçe.... Kendimi sokağa attım. İlginçti, sokakta benim gibi bir iki haylaz çocuk... Arada bir askerî jipler geçiyor bize içeri girin diye işaret ediyorlardı.

Evimize yakın bakkal sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen dükkânı açmıştı. Gittim, çekirdek aldım, bizim için eğlenceli gün başlamıştı, sokakta kimseciklerin olmaması ilgimizi çekiyordu.

Babam 27 Mayıs'ı hâtırladı sanırım, "O gün de Cuma idi" gibi şeyler söyledi.

İkindiye doğru Belediye hoperlöründen iki saatliğine sokağa çıkılabileceği yönünde anonslar yapılmıştı. İnsanların n'oluyoruz der gibi Belediye Meydanı'na toplaştıklarını hâtırlıyorum.

Sonra...

Aradan üç yıl geçti, liseyi bitirdim, üniversite sınavlarına hazırlanıyorum, İstanbul'dan dönerken yandaki koltuğa oturan yaşları 30-35 gibi görünen iki kişinin önünden geçtiğimiz kışlayı görünce gayri ihtiyari konuşmaya başladıklarına şahit olmuştum. 12 Eylül sabahı evlerinden alınıp buraya getirildiklerini, yemedikleri dayak kalmadığını birbirlerine anlatmaya başlamışlardı. Bu iki kişi muhtemelen farklı görüşlere sahiptiler ve ikisi de enteresandır aynı kışlada dayakla terbiye (!) edilmişlerdi. İkisinin de oradan geçerken gözlerinin yaşardığını dün gibi hâtırlıyorum.

Sonra 12 Eylül'le ilgili kitaplar okumaya başladım. En çok ilgimi 'Mamak' çekmişti. Duvarlarında "Burada Allah yoktur, Peygamber de izinde" yazdığını ya duymuş ya da bir yerlerde okumuştum. Ankara'da görev yapan bir yakınıma konuşma esnasında bunu sordum, "Yok öyle bir şey, mümkün değil" demişti. Bir süre sonra o yakınım bir vesileyle oraya gitmiş, bana da o duvar yazısını doğrulamıştı.

Misafir olduğumuz bir evde TRT'de Seyit Al'ın söylediği türküyle (bir Kerkük türküsüydü sanırım) evdeki iki ağabeyin gözleri dolmuştu, hâtırlıyorum.

1982 yılında ilk defa Türk Edebiyatı'da yayınlanan Ömer Lütfi Mete'nin "Üç Ayak Bir Şafak" şiirini o yıllarda anlayamamıştık. Sonradan bu şiirin nasıl bir sersenişle o yılları anlattığını öğrendik.

Sanırım o yılları şiir olarak anlatın ilk şâir Ömer Lütfi Mete olmuştu. O şiiri buraya almak istiyorum.

Üç Ayak Bir Şafak


Kahpe kayışında bileniyor bıçak
Üç ayak
Bir şafak
Celep örfü ahkâm olmuş
Babam kasap vezir
Eloğluna bayram olmuş
Kuzular sağ enir
Üç ayak
Bir şafak

Ahdetmiş babam babam beni boğazlayacak
Topal tahteravalli hak
Fidyeler takas olmuş
Binilen dala iner nacak
İntihar kısas olmuş
Usûl bitirim
Esas bitirim
Kabul bitirim
Kıyas bitirim
Sarışın değilmişim
Kara kaş, kara göz yasak
Has anadan gelmişim
Öz ocağında öz yasak
Üç ayak
Bir şafak
Birkaç sefil
Gözde nesil
Yırtılan nazlı sancak
Gözüme bağlı mendil
Ben kırk kere İsmail
Babam İbrahim değil
Babam ortada mutlak
Babam adil
Babam katil

1982 , Ömer Lütfi Mete

08 Eylül 2008

Döküman arama

Zaman zaman internette gezerken karşıma çıkan siteleri sık kullanılanlara ekleme zahmetinden kurtulmak için burada da tanıtımını yapayım istiyorum.

İnternet demek sadece tanıdığımız ve tanımadığımız kişilerle iletişim kurmak değil elbette. İnternette milyonlarca insan interneti hem kendi işi amacıyla hem de kişisel gelişini tamamlamak (!) için kullanıyor.

İnternette en büyük devrimi galiba Google yaptı. Son derece kolay bir arayüzle...

Artık aramaları özelleştirebiliyoruz. İstediğimiz konuda arama yapmak mümkün.

Son günlerde yabancı bloglarda gözlemlediğim bir şey var. Döküman aramaya yönelik sitelerde epey artış var. PDF ve Doc uzantılı döküman aranabiliyor. Hattâ bunlarla ilgili kodları sitenize ekleyebiliyorsunuz.

Bugün gezerken karşıma çıkan Docstoc sitesi de bunlardan biri. Henüz Beta aşamasında ama olsun. İşe yarar epeyce İngilizce dökümana buradan ulaşabilirsiniz. Türkçe dökümanda site içerisinde arayabiliyorsunuz ama henüz Türkçe döküman yeterli sayıda değil.

01 Eylül 2008

"Oruçluya altın öğütler"

Mübarek Ramazan ayının başlamasıyla beraber internet sitelerinde ve gazetelerde "Oruçluya altın öğütler" tarzında yazılardan geçilmiyor. Bu "altın" öğütlere bakınca sofrasında bulgur pilavından başka bir yemeği olmayan gariban vatandaş için değil, karnı tıka basa tok sırtı pek vatandaşlar için olduğu anlaşılıyor.

Eskiden beri Ramazan bizim kültürümüzde yardımlaşmanın da başlangıç ayı olarak bilinir. Fazla da abartmadan yapılan yardımlaşmalardan umulan toplumsal birlik ve beraberliğin pekiştirilmesidir.

Günümüzde ise yardımlaşmanın garibandan alıp tekrar gariban vatandaşa dağıtılması olarak görmekteyiz. Nedense, ya biz göremiyoruz, ya onlar tatile çıktılar, zenginlerimiz ortada yok.

Geçenlerde Fuar'ı gezerken yardım derneklerinin de standları vardı. Hayır hasenatın böyle organize şekilde yapılması elbette güzel bir şey. Ancak, bu kadar çok yardım derneklerinin olması fuarlarda bile stand açmaları ilgi çekici. Ya iyice fakirleştik ya da Afyonlu olarak iyice yardımsever olduk.

Herkesin yaşadığımız günlerin anlamını bilerek ona uygun davranarak yaşaması dileğiyle.

Google
 

İletişim

İsminiz :
Mail :
Konu :
Mesajınız :
Image (case-sensitive):